Öfke; utanç, korku, tiksinme, neşe, üzüntü, şaşkınlık gibi doğuştan gelen temel duygular arasında yer alır. Bu duygular literatürde birincil (temel) duygular olarak da geçer. Ancak öfkenin, başta var olan yani kendinden önceki duyguları maskeleyen (ikincil duygular) bir işlevi vardır.

Öncelikle hiç bir duygu yanlış ya da kötü değildir. Hepsi bize aittir. Ancak, hoşumuza gitmeyen duygularla yüzleşmemek ve onları deneyimlememek için öfke yalıtıcı bir rol oynayabilir. Birincil duygu olan öfke, ikincil duygu işlevi görebilir. Örneğin; utanç ve suçluluk duygusu ile dolu biri için bu dayanılmaz olabilir. Bu duyguya sahip çıkmak yerine kendini tekrar güç ve kontrol sahibi hissetme yanılgısına düşme pahasına çabucak öfkesine sarılabilir. Onu dışarı yansıtır. Artık O’na ait değildir. Böylece, asıl duygunun üzerini örter. Bu bağlamda; öfke, çoğu durumda otomatik olarak devreye girer. Elbette bunun bir bedeli vardır. Kısa vadede durumu kurtarır gözüken bu tepkisel tutumlar, uzun vadede kişinin yaşamında sorunlara yol açar. Ne hissettiği, deneyimlediği ile teması kopan kişi her şeye kolayca sinirlenebilen, kolayca tetiklenebilir birine dönüşebilir. Daha da ötesi öfkesi eyleme dönük bir hal alıp saldırganlığa dahi varabilir.

Asıl baş edilemeyen nedir? Öfke neye yardımcı oluyor?

Hayat düz bir çizgi üzerinde ilerlemez. Düşünce ve eylemlerimizin sonuçları her zaman istediğimiz sonuçları elde etmemizi sağlamaz. Beklentilerimiz ve ihtiyaçlarımız karşılanmadığında hayal kırıklığı, yalnızlık, üzüntü, pişmanlık gibi duygular hissedebiliriz. Bunlar bizi o an için kırılgan ve zedelenebilir hissettirir. Bunu bir zayıflık olarak değerlendirdiğimizde adeta canı yanan bir hayvan gibi savaşma konumuna geçeriz. (bknz. savaş ya da kaç)

Öfke, sınırlarımızı korumamıza yardımcı olur ve sağlıklı bir duygudur. Kullanışlı bir biçimde kanalize edilebildiğinde sakınılması ve bastırılması gereken olgu olmaktan uzaktır. Kuvvetli bir itici güç, bir motivasyon kaynağı olabilir. Ancak başat ve baskın duygumuz haline evirildiğinde geriye ondan başka bir şey kalmaz. İlişkilere, dünyaya, kendimize sadece hiddet penceresinden bakarız. Etrafımızda dönüp duran her şey adeta bu duygunun tetiklenmesi için iş birliği yapmış gibi bir hal alır. Rastgele bir bakış, kıyafetin rengi, yemeğin tadı, bir koku öfkeli halin tetiklenmesi için yeterlidir.

Kişinin duygularını yönetebilme becerisi, onun duygusal gelişimi ile doğrudan bağlantılıdır. Kişi tüm bu duyguları ne kadar birbirinden ayırt edebilir ve anlamlandırabilirse, duygularının da her birini o ölçüde kapsayabilir ve iç dünyasında işleyebilir. Duyguları ruhsallığında bir temsile sahip olur.

Öfke nereye/kime yönleniyor?

Başta da belirttiğim gibi öfke, tekrar kontrol sahibi ve güçlü hissetmek için farkında olmadan kullanılabilir. Bu sayede kişi hoşuna gitmeyen duygu ve düşüncelerden sıyrıldığını var sayar. Onu dışsallaştırır. Örneğin; o gün işler istediği gibi gitmediği için partnerini suçlar, mutsuz olduğu bir gün trafikte başkaları ile tartışır, çalıştığı işe kendini ait hissetmediği gerçeğini yadsır ve sık sık iş arkadaşlarına sinirlenir.

Kızgınlık kimi zaman da kişinin kendine yönlendirilir. Buradaki işlevi de ilkinden farksızdır. Ayrışmamış duygular öfkenin baskınlığı ile yoğrulur. Hoşa gitmeyen ve benlik tarafından kabul edilemeyen duygular öfke ile bastırılabilir. Bir anlamda duyarsızlaştırma/hissizleştirme işlemi yine devrededir. Kendine yönlendirilen öfke de bir hayli yıkıcı olabilir. Kişi kendine zarar vermeye kadar ileri gidebilir.

Her iki tipte de -dışa dönük veya içe dönük öfke- farkı seviyelerde de olsa kişi öfkesinden gizil bir haz duyuyor gibidir. Bir yandan onun varlığından şikayetçidir öte yandan, farkında olmadan ya da olarak, onun sağladığı koruyucu kalkanın ardına sığınır.

Öte yandan, öfkenin, özellikle dışavurumunun, toplumsal zeminde kabul gördüğü yadsınamaz bir gerçektir. Sinirli kişinin hemen yatıştırılması, ondan sakınılması, ona ihtiyatlı davranılması, öncelik verilmesi pratiği bu tarz tutum ve davranışları besler niteliktedir. Bunların ayrıcalıklarından faydalanmak ve ikincil kazançlar elde etmek için bereketli bir kapı olarak kullanılabilir.

Seanslardaysa, öfkenin diğer duyguları nasıl yalıttığı, kişinin neler hissettiğine ve kendine karşı duyarsızlaşması bağlamında ortaya çıkar. Öfkeyi doğuran sebeplerin neler olabileceği hakkında konuşulduğunda, çoğu zaman “bilmiyorum” ya da “boşluk” şeklinde tezahür eder. Bu bilinçdışı bir savunma olarak öfkenin araçsallaştırılmasını yansıtır. Bedeli; genel bir huzursuzluk, gerginlik, tetiktelik, bir türlü gevşeyememe, duyarlılığın artması halidir.

Sonuç olarak, öfke sağlıklı ve temel bir duygudur. Onu bastırmadan ve diğer duygularımızı onun aracılığıyla yalıtmadan sağlıklı bir şekilde ifade edebilme becerisini kazanmak gerek, diye düşünüyorum. Kendimizi tanımayı, zedelenebilir taraflarımızın farkına varmayı, ihtiyaçlarımızın ve beklentilerimizin bilincinde olmayı, bana ve bana ait olmayanın ayırdına varabilmeyi (sınırlar), duygularımızı birbirinden ayrıştırabilmeyi, düşüncelerimizin duygularımızın üzerinde ki tesirlerini ve bedenimizde o an neler olup bittiğini duyumsayabilmeyi deneyimlemeye açık olursak kendimize daha yakın bir yerden meseleyi kavrayabileceğimize inanıyorum.

Söze dökülemeyen, eyleme dökülür.

Sevgi ile kalın.

Klinik Psikolog Batuhan Bilen

Loading

Call Now Button